Ajanslar ve İnsan Kaynakları

Ajanslar ve esnek çalışma saatleri; sürekli esneyen işe başlangıç saatleri ile meşhur olan işletmelerdir. Düzen namına düzensizlik ve bilimum çarpıklığı barındıran bu işletmeler, 2 yılı geçtikten sonra hızlı büyüme seyirleri gösterebilmektedir. Ancak bunun tam tersinin olduğu zamanlarda olmuyor değil. Pek çok ödülü bünyesinde barındıran bir ajans bir anda küçülme kararı alabiliyor veya bir anda kapatma kararı alabiliyor. Bunun başlıca nedenleri belli müşterilere dayalı iş akışı ve sürdürülebilir insan kaynağına sahip olunmamasıdır. Giden account’un büyüklüğüne göre şirkette işten çıkarmalar yapabileceği gibi, yeni gelen müşteriler, ajansların içinde yeni fırsatların oluşmasını sağlıyor. (Arif’in Manchester’a Attığı Gole Girmeyeceğim.)

Bugün daha fazla müşteri konusunu deşmeyeceğim. (Back to point)

Geçtiğimiz Aralık ayında MediaCat‘in bir toplantısına katıldığımda, bir ajans başkanı;

“Bizim ajansta en fazla 6 ay duruyor çalışanlar ve sürekli yeni eleman ararken buluyoruz kendimizi.”

demişti. Gerçekten böyle miydi bilmiyorum ama, son çalıştığım ajanslara baktığımda gerçekten bunu kanıtlayan kişilerle (çalışan kaynaklı) çalışmıştım.

Peki ya müşteri artış-azalış konusundan bağımsız olarak, ajanslar hangi özellikteki kişilerle çalışmak istemiyorlar?

  • EGO: Bu konuda açıklama yapmaya gerek var mı bilmiyorum ama EGO’su fazla kabarıksa dursun.
  • Sonucu Gelmeyen Brief: Verdiğiniz brief’in hiç gelmeyeceği hissine kapılmanız, çalıştığınız kişiye karşı olan motivasyonunuzu olumsuz etkiler.
  • Motivasyon: Yaratıcılık, eğlence iletişim falan… bunlar motivasyon gerektiren şeyler ve self motivasyonu yüksek insanlar gerçekten bu alanda başarılı olabiliyor. Sürekli “houston we got a problem” modunda olan çalışanlar, yöneticilerinin enerjilerini emerler…
  • Sorumluluk: İşe karşı olan sorumluluk düzeyinin düşük olması. Bu konu sektörün DNA’sında var ve çekinik gen konumunda, zaman zaman ortaya çıkması sorun değil ama süreklilik arz eden insanlar olabiliyor.

Daha başka varsa alırım bir dal…

Ajans tarafında durumlar böyleyken, çalışan tarafındaki durumu da deşmekte fayda var.

  • EGO: Her bünyede bulunuyor. İş iletişim tanıtım olunca EGO ile giden insanlar var.
  • Maaş: Geç yatan maaşlar sektörün genelinde yaygın ve bunu aşamayan işletmelerden ayrılan binlerce mutsuz çalışan var.
  • Esnek Çalışma Saatleri: Esnek çalışma saatleri gerçekten 23:00’a kadar esniyorsa ve bunun sıklığı haftanın 4 iş gününe denk geliyorsa, işten çıkma sebebi olabiliyor. Pek çok kişi ajansların bu yönünden dolayı, evlenir evlenmez bu sektörü bırakıp farklı sektörlere yönelmeyi tercih ediyor.
  • Fazla İş Yükü: Bir kişiye taşıyabileceğinden fazla iş kitlemek. Yani bunu yapacaksan, yapamazsan “bizimle değilsin” konusunu hissettirdiğiniz anda, çalışan yeni ufuklara yelken açıyor.
  • İdealizm: Ürettiği işten ödül bekleyen insanlar her ajansta bulunuyor. Ancak ürettikleri fikirle, almaya çalıştıkları ödül gelmeyince, farklı bir takımın golcüsü olmak için yeni sahalara yelken açıyorlar.

Bu arada yukarıdaki özelliklerden hareketle bu kazanışlar, kaybedişler en çok İK şirketleri ve güzel yayıncılara para kazandırıyor. Örneğin, Bigumigu. Akıl Fikir İşleri’nde bulunduğum süre boyunca sadece bu ajans için 9 adet ilan verdim Bigumigu’ya. Ve kesinlikle hakkını verdiler, bir sürü başvuru oldu. 🙂

Ajansların sürdürülebilir insan kaynağına sahip olmaları için, öncelikle “aidiyet” problemini çözüyor olmaları gerekmektedir. Bu problem Amerika’da olduğu gibi, yasalarca da tanınan özel iş sözleşmeleri ile çözülebilir gibi, ama farklı bir önerisi olan varsa dinlemek isterim.

Bu arada dün paylaştığım bir Twitter anketini de bilgilerinize sunmak isterim:

Bunlar ilgini çekebilir

eBülten Üyeliği